Banyoya gittim ve güzel bir duş aldım. Duş bitti ve aynanın karşısına geçtim. Gördüklerim beni şoke etti. Mahvolmuş bitkin düşmüştüm, pespaye bir haldeydim. Ya rabbim ne kadar çirkindim, formdan düşmüş bir ölüden sezilmesi zor farklılıklar taşıyordum. Salona geçtim ve bir sigara yaktım. Kendime acır durumda sigaramı içerken pencere yöneldim ve “mahallenin alçak veletleri sizler insan değil meleksiniz” dedim. Bu birkaç gün önceki cam için alınmış bir intikamdı. Mutfağa girdim, sevimli hayvanlarımın ve organik atık dolu tepeciklerin arasından bir şişe aromalı soda açtım kendime ve tüm şişeyi üzerime boca ettim. Bu görüntüme adamakıllı çekidüzen vermemin ilk hareketiydi. Sonra dışarı çıktım ve köşedeki manifaturacıya gittim. “selamünaleyküm Sırma abi nasılsın? Bana köşedeki bakkaldan bir litre çamaşır suyu getirsene kumaşlarına şekil vereyim biraz” gözlüğünün üzerinden bana baktı ve gülümsedi. “bak sen kimler gelmiş. Seni buralara hangi rüzgar attı yavru kurt?”diyerek kahkaha atmaya şimdiden başladı. Ben üç dakika daha kahkaha atmasını izledim ve “tabii ki alize rüzgarları.” Dedim birlikte kırk beş dakika aralıksız güldük ve sonrasında tam tamına iki saat gerçekte var olamayacak şeyler üzerine konuştuk. Tadı damakta kalırcasına geçen bu dakikalardan sonra Sırma abiden biraz kumaş aldım ve doğru berber Hüsnü’nün yolunu tuttum. O muhteşem bir berberdi. “her zaman yeniliğe açığım” diye bir sloganı vardı ve bu onu dünyanın geri kalan berberlerinden birkaç adım önde tutuyordu. Lafı fazla uzatmadım orada çünkü berber hüsnü sağır dilsiz ve gözleri 9,5 derece miyoptu. Beni tanıdığından bile şüpheliydim ama sonuçta ona istediğim saç modelini bale figürleri ve fonda çalan bir arya ile anlattım. Berber salonunun içerisi adeta bayram neşesi dolmuştu. Bu güzel hava benim biricik berberimin makasına da yansımıştı adeta. Saçlarımı kesti. Sonuçtan da gayet memnundum. Ne de olsa o yeniliklere açık berberim Hüsnüydü. Berberden sonraki durağım terzi Mustafa teyze idi. Kendisi yaşını almış bir travestiydi ama terziliğine diyecek yoktur. Belki de dünyanın bir numaralı terzisi idi. Sizinle konuşmaz, hal ve hareketlerinizden nasıl bir şey istediğiniz anlardı. Manifaturacıdan aldığım puantiyeli pembe ve zebra motifli kumaşları aldı. “sen git kendine bir meyve suyu al gel ben bu bebekleri hallederim canım” dedi ve kumaşları önce benim yüzüme sürdü sonra da üstünde deli danalar gibi tepindi. Tüm bunların anlamı vardı bana yapacağı tasarım için şimdiden bir koreografisi bile vardı. Ben ilerdeki mahalle kahvesine gittim, meyve suyumu aldım ve orada bulunan avare gençlerle üç el batak attık. Maalesef bizim takım yenildi ve ceza olarak diğer takım karşımızda kurtlarını dökercesine halay çekerken biz onları seyretmek zorunda kaldık. Rövanşını almalıydık ama ne zaman… İşkence gibi gelen bu cezadan sonra kahveden çıktım ve kendi kendime bir süre kolbastı oynayarak içerideki hezimeti bir nebze olsun sindirmiş oldum ve tekrardan terzi Mustafa teyzenin dükkanına gittim. Bana yeni tasarımını gösterdi. Mustafa teyze yine yapı yapacağını…“bunlara ek olarak da sana bu muhteşem kovboy şapkasını öneririm delikanlım” dedi ve yanağımdan makas aldı. “senin önerilerin benim için emirdir Mustafa teyzem dedim” sabırsızlıkla eve gittim. Heyecanım kaybolmasın diye aynalara bakmadım doğru yatak odama girdim. Hemen yeni kıyafetlerimi denedim. Saçıma elbette dikkat ettim. En sonunda aynanın karşısına geçtim. 3…2…1… gözlerimi açtığımda 18 dakikalık süren sevinç, hayret ve aşırı dozda mutluluk sessizliğine büründüm. Sabahleyin gördüğüm o umutsuz vaka yerini harikulade bir insana bırakmıştı. Artık güvenim yerine gelmişti ve bir mesele daha çözüme kavuşmuştu.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder